Sağlık Ansiklopedisi

Hastalık ve Sağlık Bilgileri

Beslenme Ve Kanser

Beslenme kategorisine
5 Aralık 2011
eklenmiştir.

Beslenme Ve Kanser

Kanser çağımızın en sık rastlanan hastalıklarından
biridir. Kanser; belirli bir doku veya organdaki hasarlı
hücrelerin kontrolsüz bir biçimde üreyerek bir kitle
veya tümör oluşturmasıdır. Kanser oluşmasında
etkisi olan faktörler şu başlıklar altında sıralanabilir:
• Beslenme şekli • Tütün ve Alkol kullanımı
• Genetik/Kalıtım • Enfeksiyonlar
• Radyasyon • Hormonlar
• Alışkanlıklar • Çevre Faktörleri
• Fiziksel Aktivite • İlaçlar vb.
Beslenme şekli kanser oluşmasında önemli
faktörlerden biridir. Beslenme kanser oluşmasına etki
ettiği gibi, kanser de kişinin beslenme durumunu
etkilemektedir. Farklı kaynaklara göre kanserin
beslenme ile ilgisi %10-70 arasında değişmekte olup,
%35 oranı kabul edilmektedir. Gıdalar tarlada
ekimden başlamak üzere soframıza gelinceye kadar
pek çok aşamadan geçerler. Bu aşamalarda çeşitli
fiziksel, kimyasal vb. değişikliklere maruz kalmaları,
yabancı maddelerle kontamine olmaları vb. gıdanın
kalitesini etkilediği kadar o gıdanın sağlığı bozucu
hale gelmesini de etkileyebilir. Organizmada yeni
hücre oluşumunda, gıdaların kalite ve miktarı büyük
önem taşır. Organizmanın temel taşı olan hücrede
oluşacak herhangi bir bozukluk zamanla etkinliğini
artırarak dokulara, organlara ve tüm
organizmaya yayılır.

Kanser; oluşum nedeni çok olan, birçok hastalığın bir isim altında
toplanmış ciddi rahatsızlığın adıdır. Alkol ve tütün kullanımı
alışkanlıkları, çevre kirliliği, cinsel davranış, meslek türleri, jeofizik
etkenler, çeşitli enfeksiyonlar, ilaçlar, genetik yatkınlık ve beslenme
alışkanlıkları hastalığın nedenleri arasında yer alır. Dünya Sağlı Örgütü
(WHO) 2005 yılı verilerine göre Dünya’daki ölüm oranlarının %13’ü
kanserden olmaktadır. 2000 Yılı WHO verilerine göre de Dünya’da
erkeklerde en sık rastlanılan kanser türleri sırayla; akciğer, mide, prostat,
kolon/rektum ve karaciğer iken, kadınlarda bu sıra meme, serviks,
kolon/rektum, akciğer ve mide olarak sıralanmaktadır (1). T.C. Sağlık
Bakanlığı verilerine göre bu sıralamaya Ülkemizdeki kanser türleri
oldukça benzerlik göstermektedir. Erkeklerde sırayla bronş/akciğer, mide,
lenfoma, prostat ve larinks, kadınlarda ise en sık görülenler; meme,
uterus, bronş/akciğer, mide, lenfoma olarak yer almaktadır (2).
Kanser ülkemizde sıklıkla görülen hastalıklar arasında ikinci sırada
yer almaktadır. Birçok nedeni olan hastalığın beslenmeyle ilişkisinin
çevre koşulları dikkate alınmadığı takdirde %35, alınması halinde de
farklı kaynaklara göre %75’e varan oranlarda olduğu görüşü
bulunmaktadır (3). Günümüzde bu etkileşimin içine genetik yapıya
beslenmenin etkisi de girmiştir. Bu etkinlik hem hastalığın oluşumunda
hem de tedavi yöntemlerinde tartışılmaktadır. Çevresel etkenler arasında
başlıca hava, su, toprak kirliliği ile bu koşullarda yetişen, işlem gören,
depolanan ve tüketime hazırlana bitkisel ve hayvansal yiyeceklerin
kullanılması sayılabilir. Ayrıca tütün, alkol kullanım alışkanlıklarını da
bu grup içinde değerlendirenler bulunmaktadır.
Enerji alımındaki yeterlilik ve denge ile fiziksel egzersiz: Deney
hayvanlarında yıllardan beri yapılan araştırmalarda enerji alımının
kısıtlanması spontan tümör oluşumunu ve büyümesini azalttığı
gösterilmiştir. İnsanlarda tümör oluştuktan sonra yetersiz enerji verilmesi
etik olmadığından bu etkinliği göstermek pek olası değildir. Bununla
beraber epidemiyolojik çalışmalarda şişmanlarda meme, prostat, akciğer,
yumurtalık, kolon/rektum, böbrek gibi bazı kanser türlerine daha sıklıkla, rastlandığı dikkat çekmektedir. Bu etkenlerin nedenlerinden birisi yağ
dokusunun obezlerde artmış olması ve buna bağlı olarak özellikle
kadınlarda östrojen metabolitlerinin ortamdan gerektiği gibi
uzaklaştırılamamasıdır. Ergenlik devresindeki yüksek vücut kütle
gösterge (VKG) (Body Mass Index, BMI) değerinin ileri yaşlarda meme
ve prostat kanserlerinden ölüm riskini arttırdığı saptanmıştır (4). Bu
kişilerdeki günlük egzersiz yetersizliği de yukarıda belirtilen bütün
kanser risklerini arttırmaktadır.
Karbonhidratlar, kan glikoz düzeyi ve kanser: Karbonhidratlar
başlıca enerji kaynağımızdır. Tatlarının hoş olması ve çabuk enerjiye
çevrilmeleri tüketimlerini arttırmaktadır. Bununla beraber rafine ve boş
enerji verenler şişmanlığa, insülin direncine yol açtığı gibi bazı
kaynaklara göre dengesiz tüketimleri hastalıkta risk etkeni
oluşturmaktadır. Uzun süreli bir prospektif çalışmada açlık
hipergliseminin ve/veya diyabetin kanser riskini arttırdığı gösterilmiştir
(5). Açlık kan şekerinin 90mg/dl üstüne çıkması riski arttırmakta
145mg/dl üzerinde olması ise bunu belirginleştirmektedir. Risk artışı en
fazla pankreası etkilemekte bunu özefagus, karaciğer, safra yolları, kolon,
rektum ve serviks kanserleri izlemektedir. Hiperglisemi ile insülin direnci
ve obezitenin beraber dikkate alınmasını savunan araştırmacıların yanı
sıra, hipergliseminin sadece şişmanlarda görülmediğini dolayısıyla
bağımsız değerlendirilmesi gerektiğini savunanlar da bulunmaktadır.
Diğer taraftan araştırmalar; diyabet olmadan diyetteki glisemik yükün
fazlalığının früktoz, glikoz ve rafine karbonhidratlardan zengin
yiyeceklerin fazla tüketiminde erkeklerde pankreas, kadınlarda da
kolon/rektum kanser riskinin arttırdığı göstermişlerdir (6). Diyet
posasının özellikle kolon ve rektum kanser risklerini azalttığı bilinmekle
beraber (7), buğday kepeğinin koruyucu olmadığı gösterilmiştir (8).
Bununla beraber diyet posasının genel olarak dışkı hacmini, su tutumunu,
yabancı madde atımını (özellikle safra asitlerini bağlayarak) arttırdığı,
dışkının bağırsaktan geçiş zamanını azalttığı, bağırsak mikroorganizma
yapısını değiştirdiği, dışkıyı sulandırarak kısa zincirli yağ asitleri
oluşturduğu bilinmekte ve bütün bu etkinlikleriyle koruyucu olduğu
savunulmaktadır.

Yaşamımızın her alanında olduğu gibi beslenme alışkanlıklarımızda da doğaya dönüş söz konusudur. Tıp bir yandan hastalıkların tedavisinde yeni olanaklar araştırırken, öte yandan da sağlıklı bir yaşam sürdürme, hastalıkları önleme yolunda yoğun çalışmalar yapmaktadır. Bu alanda en yoğun çalışmalar beslenme üzerinde sürmektedir.Sağlıklı bir yaşam için bilim adamları gökkuşağındaki bütün renkleri içeren gıdaları yememizi öneriyor. Tıp dünyasının da yeşil ışık yaktığı kanserde alternatif tedavide kullanılan yöntemlerden biri olan bitkiler ve diğer faydaları aşağıda listelenmiştir.

SARIMSAK: Antibiyotik özelliğinden dolayı bağışıklık sistemini güçlendirir ve kanın akışkanlığını sağlayarak kolesterolü düşürür .Kanser, kalp ve dolaşım sistemi hastalıklarına karşı koruyucu etkisi de vardır.

DOMATES:Kanserden koruyucu , zihinsel ve bedensel yaşlanmayı yavaşlatıcı özelliğe sahiptir. C vitamini açısından da zengindir ve bağışıklık sistemini kuvvetlendirir. Lifli bir besin olması da bağırsak kanseri riskini azaltır.

Fotokimyasallar bakımından oldukça zengindir. Likopin diye isimlendirilen bir antioksidan, en fazla domateste bulunur. Asitli bir sebze olması nedeni ile pişme sırasında C vitaminini korumasına yardım eder. Domates olgunlaştıkça besin değeri artar.

ISPANAK: Kansere, kalp hastalıklarına, yüksek tansiyona karşı çok etkili bir sebzedir.

LAHANA: Meme ve rahim kanserine etkilidir. Vücutta biriken zehirli maddelerin atılmasını sağlar. Kanserli hücrelerin çoğalmasını önleyen karoten maddesini içerir. Kandaki şeker miktarını düşürür.

BROKOLİ: Kansere karşı koruyucu vitamin dolu bir sebzedir.Göğüs, kolon, ve mide kanserini önler. Betakaroten ve C vitamini ihtiva eder.Vitamin ve demir eksikliğini giderir. İçerdiği kalsiyum nedeniyle kemik erimesini önler.

KAYISI: Hücrelere ve dokulara zarar veren moleküllerin etkisini ortadan kaldırarak kansere karşı koruyucu etki sağlar. Lifli olduğu için bağırsakları koruyucudur.

TAHILLAR: Arpa, mısır, buğday, yulaf gibi tahıllar B ve E vitamini, potasyum ve kalsiyum içerir. Kanserojen maddelerin vücuttan atılım sürelerini hızlandırırlar.

FASULYE: C vitamini ve betakaroten gibi kalp hastalığı ve kanseri önleyen antioksidanlar açısından zengindir.

HAVUÇ: Havuç tüketimi arttıkça kanser riskinin azaldığı ortaya konmuştur.Bunun temel nedeni betakaroten , C ve E vitaminleri gibi antioksidanlar açısından zengin oluşudur.

NOHUT: Yağ düzeyi düşük ve kolesterol içermeyen nohut kalsiyum, magnezyum, betakaroten, ve folik asit açısından zengindir. Göğüs kanserine karşı korur.

İNCİR: Potasyum, demir ve kalsiyum içerir. Sindirim sistemine yardımcı olur ve modern tıp tarafından da kansere karşı koruyucu olarak önerilmektedir.

FINDIK: Kalp krizine karşı koruyucu olan E vitamini açısından zengin bir besindir. Her gün yenilen bir avuç fındık kansere ve kırışıklıklara karşı koruyucudur.

İçerdiği yağlar doymuştur. Yani sağlığa zararlı değildir. Kötü kolesterolü düşürüp iyi kolesterol seviyesini artırarak kalp hastalığını önler.Ceviz gibi türleri ellagic adı verilen bir tür asit içerir.Bu asit kanserli hücrelerin kendilerini öldürmeleri anlamına gelen apoptosis sürecini başlatır.Kanserin ve kalp hastalıklarının önlenmesinde önemli yer tutan E vitamininden de yüksek miktarda içerir.Her gün bir avuç yenmesi çok faydalıdır

ZEYTİNYAĞI: Kandaki kolesterol düzeyini dengede tutar. Antioksidan özelliği olan E vitamini açısından da zengindir. Bu sayede kalp krizi, felç, kanser ve erken yaşlanmaya karşı beyni koruyucu etkiye sahiptir.

SOĞAN: Bağışıklık sistemini güçlendirirİçerdiği allicin ve sülfür ile mide ve bağırsak kanserine karşı koruyucu etki sağlar.

ŞEFTALİ: Kansere ve kalp krizine karşı koruyucu olan betakaroten açısından da zengindir.Bir şeftali günlük C vitamini ihtiyacının %50 sini karşılar.

PİRİNÇ: E ve B vitaminleri açısından zengindir. Bağırsak kanserine karşı koruyucu, kolesterolü düşürücü ve kalp krizi riskini azaltıcı etkisi vardır.

Kansere yol açan gıda ve katkı maddeleri:

a. Katkı maddeleri: Bazı katkı maddeleri kansere zemin hazırlar. Bu nedenle, güvenilmeyen katı yağlar, meyve suları, çikolatalar yenmemelidir.
b. Tatlandırıcılar(sakkarin): Sakkarin, böbreklere zarar verdiği gibi, mesane kanserine de neden olmaktadır.
c. Küfler: Gıdalar üzerinde üreyen küfler “aflatoksin”denilen kanser yapıcı maddeyi meydana getirir.
d. Kahve: Kahve içenlerde içmeyenlere göre 2-3 misli fazla mesane ve pankreas kanseri ortaya çıkmaktadır.
e. Alkol: Alkolün neden olduğu kanserler ağız boşluğu kanseri, larenks, özefagus ve karaciğer kanserleridir.
f. Yiyecekler ve hazırlanış şekilleri: Fazla et yiyenlerde kalınbağırsak kanseri sık görülür. Proteinli gıdalar, 100 C üzerinde pişirildiklerinde kanser yapan maddeler oluşur.Aşırı ısıtılan yağlarda kızartılan yiyecekler kanser yapıcı olurlar. Kullanılan kızartma yağları tekrar tekrar kullanılmamalıdır.

etiketler: beslenme ve kanser, beslenme ve kanser iliskisi, beslenmenin kansere etkisi, kanserde beslenmenin onemi,