Sağlık Ansiklopedisi

Hastalık ve Sağlık Bilgileri

Beyinde Ödem Oluşması

Hastalık kategorisine
20 Aralık 2011
eklenmiştir.

Beyinde Ödem Oluşması

Beyin ödemi; beyin dokusunun anoksik, iskemik, metabolik, toksik veya travmatik çeşitli etkenlere karşı gösterdiği nonspesifik bir reaksiyondur. Hem hücre içinde, hem de interstisyel mesafede sıvı tutulması vardır. Travma olaylarında beyin dokusunun kontüzyonu yanında venöz dönüş engellenmesi ile konjestion ve solunum güçlüğüne bağlı anoksi varsa lokal ödem yaygınlaşır, beyin şişmesi ileri derecelere varır ve kafa içi basıncı çok artabilir. Beyin ödemi kafa travmalarından sonra tek başına ortaya çıktığı gibi genellikle aşağıda inceleyeceğimiz diğer sekonder lezyonlara da az veya çok eşlik eder. Travmatik beyin ödeminin klinik belirtileri daha fazla primer lezyonun ortaya çıkardığı nörolojik kusurların artması, şiddetlenmesi şeklindedir. Bilinç düzeyi beklenen düzelmeyi göstermez veya daha da bozulur. Ancak çok defa lateralizasyon veya lokalizasyon belirtileri görülmez. Ödem travmadan hemen sonra görülebileceği gibi, kolaylaştırıcı başka faktörlerin belirmesi ile birkaç gün sonra da gelişebilir. Şiddetli beyin şişmesi ve aşırı artmış kafa içi basıncı beyin dokusunda perfüzyon basıncın düşürerek, yani dokuların kanlanmasını azaltarak ve fıtıklaşmalara yol açarak hayatı tehdit edeceği için önemle mücadele edilmelidir. Bunun için hiperosmotik diüretik solüsyonların (mannitol) vena içineverilmesi ile ödem sıvısının dokulardan dolanıma çekilmesine ve idrar ile atılmasına çalışılır. Ancak bunların emniyetli kullanılması için kafa içinde gelişen bir yer kaplayıcı proçes (hematom) olmadığından emin olmak gerekir. Buna karşılık daha hafif ve yavaş bir anti-ödem etkisi olan steroidler (de-xamethasone) sadece ödem şüphe edilen durumlarda da kullanılabilir. Şiddetli beyin şişmesine karşı geniş cerrahi dekompresyonlara da başvurulmuştur.

Ekstradural hematom: Genellikle meningeal arterlerin birinin (en fazla a.meningeca media) veya nadiren büyük dura sinuslarının yırtılıp koparak kanaması ile meydana gelir. Bu hematomun gelişme hızı kanamanın şiddetine, daha doğrusu kaynağının arter veya vena olmasına bağlıdır. Ekstradural hematomlar sıklıkla arterlerin veya büyük venaların kanaması ile oluştukları için kısa sürede akut gelişirler. Subakut veya kronik şekilleri pek nadirdir. Yaygın kranium kırıklarında “diploe” kanamaları da ekstradural hematom meydana getirebilirler. Klinikte çok defa hafif veya orta şiddette bir kafa travmasına bağlı “commotio”dan sonra, tamamen veya kısmen açılan bilincin bir müddet sonra tekrar kapanmaya başladığı görülür. Bu “açık ara” (intervalle lucide) ekstradural hematom vakalarının yaklaşık % 5G”sinde görülür. Diğerlerinde ya hiç bilinç kaybı olmamıştır ya da primer lezyonlar ağır olduğu için bilinç açılmaz. Açık ara olan vakalarda giderek kapanan bilinçle beraber hematom tarafında “n.oculomotorius” (III kranial sinir) felcine ait belirtiler, yani pupillanm genişlemesi ve ışık reaksiyonunun kaybolması hali ortaya çıkar. Aynı zamanda karşı beden yarısında piramidal bulguların geliştiği izlenir; sıra ile tonus artması, pozitif Babinksi delili, spastik paralizi ve ekstansör rijidite. Bu tablo klasik akut tentorium fıtıklaşmasına bağlı beyin sapı sıkışması tablosudur.

Kranium içinde, özellikle tentorium üstü bölümde gelişen çeşitli yer kaplayıcı lezyonlara (ur, abse, hematom, vb) bağlı nonspesifik bir proçes olan tentorium veya temporal fıtıklanmada fizyo-patolojik olaylar şu şekilde gelişir: Hızlı gelişen hematom kısa zamanda kafa içinde tentorium üstü ile alt bölümleri arasında bir basınç farkının gelişmesine yol açar. Bu fark dolayısıyla hematom tarafındaki temporal lobun iç bölümü (unkus bölgesi) tentoriumun serbest kenarından aşağıya doğru itilmeye, fıtıklanmaya başlar. Bu fıtıklanma sırasında, a) tam bu hizadan geçen III. sinir (okülomotorius) gerilmesi, sıkışması ile aynı taraftaki pupilla değişiklikleri (ışık refleksinin kaybolması, midriasis) b) Beyin sapmdaki “pedonculus cerebri” içinden geçen piramidal “tractus”un basısı ile karşı beden yarısında piramidal bulgular ve c) beyin sapı boyunca yerleşmiş olan asandan retiküler aktive edici sistemin tutulması ile giderek artan bilinç bozuklukları ortaya çıkar. Beyin sapı üzerindeki bası kısa süre içinde kaldırılmadığı takdirde beyin dokusunda “irreversibl” organik lezyonlar (kanama, yumuşama odakları) meydana gelir ve hastanın hayatının kurtarılması imkansız olur. Ekstradural hematoma bağlı klinik tablo çok kısa bir sürede, birkaç saat içerisinde geliştiği için kafa içi basınç artması sendromunun en önemli belirtisi olan papilla ödemi ortaya çıkmaz, bazen hastada kusma görülebilir. Kafa travmalarının yaklaşık % 1-2’sinde ekstradural hematom oluşur.

Subdural hematom: Kafa travmalarında daha büyük bir sıklıkla % 5 oranında görülen subdural hematomlarda kanama dura altındadır ve genellikle köprü venaların kopmasına, sinüs yırtıklarına veya kortikal damarların yaralanmasına bağlıdır. Kanama daha fazla vena kaynaklı olduğu için hematomun oluşumu yavaştır, belirtiler çok geç görülebilir. Subdural hematomları klinik belirti vermeye başladıkları zamana göre akut (travmadan itibaren üç gün içinde), subakut (3-15 gün arasında) ve kronik (15 günden sonra, aylarca sonra olabilir) diye ayrı ayrı ele almak gereklidir.

Akut subdural hematomlar genellikle ağır kafa travmalarından sonra ve yaygın primer lezyonlarla birlikte (korteks laserasyonları, ezilmeleri vb) görülürler. Çok defa bilinç başlangıçtan itibaren kapalıdır, açık ara görülmez. Primer lezyonun bulgularının bir süre sonra ağırlaştığı, bunlara kafa içi basınç artması belirtilerinin ve fokal kortikal bulguların ilave olduğu gözlenir. 24-36 saat içinde papilla sta-zı ve ödemi ortaya çıkabilir. Daha ileri devrede, yukarıda anlatılan tentorial fıtıklanma tablosunun daha yavaş gelişen şekli ile hasta sonuca gider. Ağır primer lezyonlarm varlığından dolayı subdural hematomlarda prognoz, uygun zamanda yapılan gerekli girişimlere rağmen parlak değildir. Mortalite % 50 dolaylarındadır.
Subakut subdural hematomlarda aynı patoloji, aynı klinik tablo daha geç başlayarak daha uzun bir süre içinde gelişir. Muhtemelen kanama daha yavaş, primer lezyonlar da hastanın hayatını hemen tehdit edecek kadar değildir. Hastada birkaç gündür süren yarı açık veya bulanık bir bilinç seviyesinin bozulması, buna kafa içi basıncı artması ile fokal nörolojik defisitlerin ilavesi dikkati çeker. Göz-dibinde ödem ve staz çoğunlukla saptanır. Jackson tipi epilepsi nöbetleri görülebilir.

Kronik subdural hematomlar genellikle yaşlı kişilerde ve çok defa önemsiz, primer lezyonu çok hafif veya hiç olmayan travmalardan uzunca bir süre sonra ortaya çıkar. Travmanın hafifliğinden ve süresinin uzunluğundan dolayı çok defa olay unutulmuştur. Hematomun bu kadar yavaş gelişmesini nedenleri arasında kanamanın hafif ve çok yavaş olması, zamanla onkotik basınç farkları dolayısı ile BOS’dan su çekerek büyümesi, hematom kapsü-lündeki yeni oluşan damarların kolaylıkla ve sık sık hematom içerisine kanaması, nihayet yaşlılardaki beyin atrofisinden dolayı lezyonun uzun süre sessiz kalması gösterilebilir.

Kronik subdural hematomlar klinikte baş ağrıları, uykuya eğilim, dalgalanma gösteren bunama tarzında bilinç bozuklukları, hafif fokal piramidal veya epileptik nöbetlerle kendini gösterebilir. Travmanın ön planda olmadığı vakalarda bu durum beyin urları, serebrovasküler hastalıklar, demansiel sendromlar veya dejeneratif santral sinir sistemi hastalıkları ile karışabilir. Kronik subdural hematomların yaklaşık % 20 kadarı iki taraflıdır. Kronik subdural hematomların sık rastlandığı diğer bir grup da yenidoğanlar ve süt çocuklarıdır. Çok defa doğum travmasına bağlı olan hematom bir süre sonra yerini bir membran ile çevrili ksantokromik bir sıvı koleksiyonuna bırakır.

Ödem dokuların hücreleri arasında sıvı birikmesiyle oluşur. Beyin ödemi ve gözkapağı Ödemi gibi belirli bir bölgeyle sınırlı kalabileceği gibi yaygın olarak da ortaya çıkabilir. Yaygın ödemle birlikte akciğer ve karın zarları gibi sıvı içeren (seröz) iç-zarların boşluklarında da sıvı toplanmışsa bu duruma anazarka tipi Ödem denir.Ödem çeşitli bozukluklara bağlı olabilir. Başlıca etkenleri kılcal damarların geçirgenliğinde artış, kılcal damarlar içindeki kanın hidrostatik basıncında, kanın osmoz (geçişme) basıncında ve dokulardaki sodyum miktarında değişikliklerdir. Odemli dokular şişkin ve soluk görünür. Kesildiklerinde bol miktarda sıvı fışkırır. Deri gergin ve parlaktır. Doğal kıvrımlar kaybolmuştur. İlerlemiş durumlarda doku yıkımı da ortaya çıkabilir. Derialtı dokularının ödemi kolaylıkla fark edilebilir; Odemli bölgeye parmakla bastırıldığında bir süre kaybolmayan bir çukurluk oluşur. Bu basit uygulama hafif Ödemlerin saptanmasını ve yaygınlaşmadan tedavi edilebilmesini sağlar.Anjiyonörotik ödem, anjiyo ödem, Quincke ödemi ve dev ürti-ker adlarıyla da tanınır. Bu tür ödem bazı kişilerde, özellikle de erkeklerde birkaç dakika içinde ortaya çıkabilir. Deride yuvarlak, geniş bir şişlik belirir. Bu bölge çevresindeki sağlıklı dokudan yüksek ve biraz daha serttir. Genellikle gözkapakları, dış üreme organları, dudaklar ya da ağız içi mukozası ve dil gibi yumuşak dokularda yer alır. Hasta önce bir gerginlik ve kaşıntı hisseder. Daha sonra belirtilen bölgelerdeki deride şişkinliklerin ortaya çıktığını fark eder. Hastalık genellikle gece başlar. İlk belirtileri sıkıntı verirse de dayanılmaz boyutlara varmadığından hasta ancak sabahleyin durumu anlar. Bazen hastalığa nefes darlığıyla birlikte astım, iltihaplı burun akıntısı, bulantı ve kusma gibi mide-bağırsak bozuklukları da eşlik eder. Belirtiler birkaç saat ya da birkaç gün sonra kaybolur. Ama bir süre sonra yeniden ortaya çıkar ve bazen mevsimlere bağlı olarak yineler. Anjiyonörotik ödem bazen glottiste, yani gırtlakta ses telleri ve bunların arasındaki bölgeyi kapsayan organda ortaya çıkar. Solumayı engelleyerek ani ve tehlikeli boğulma nöbetlerine yol açar. Bu durumda tıkanarak birkaç saniyede moraran hasta ancak birkaç dakika içinde yapılacak trakeotomi (soluk borusunun delinmesi) ile kurtanlabilir.Nedenleri ve TedaviAnjiyonörotik ödem kan damarlarının geçirgenliğinde ani bir değişiklikten kaynaklanır. Buna bağlı olarak yumuşak dokularda hızla sıvı birikir ve deri ödemi ortaya çıkar. Alerjik kökenli anjiyonörotik ödemin nedeni bazı besinlere ve aspirin ya da penisilin gibi bir ilaca karşı aşırı duyarlılıktır. Kalıtımsal anjiyonörotik ödem ise bağışıklık sistemindeki bir bozukluğa bağlıdır; pıhtılaşmada etkili bir madde olan kallikreini etkisiz hale getiren ve bağışıklık yanıtında rol oynayan kompleman sisteminin birinci proteinini (Cl) ketleyici bir proteinin doğuştan bulunmadığı durumda ortaya Çıkar.Tedavide ürtiker tedavisine benzer bir yöntem izlenir. Öncelikle anjiyonörotik ödeme yol açan etkenler ortadan kaldırılmaya çalışılır. Belirtileri yok etmek için kaşıntıyı gideren (antihistaminik) ve kortizonlu ilaçlar kullanılır.
Ödem her zaman bir kalp yetmezliği bulgusu mudur?
Hayır. Başka hastalıklarda da ortaya çıkabilir. Örneğin toplardamarla rın pıhtı ve iltihabı ile varislerinde olduğu gibi vücudun belirli bir bö lümünde ödem ortaya çıkabilir. Bu durumda şişlik ayak bileği düze yindedir. Gebelikte ayakta uzun süre kalındığında bacaklarda ödem or taya çıkabilir ya da gebelik zehirlenmesi sürecinde görülür, Ayrıca, glomerülonefrit, nefrotik sendrom ve böbrek yetmezliği gibi bazı böb rek hastalıklarında yalnız akşam saatlerinde değil, sabah da göz çukur ları çevresinde ödem görülebilir. İlerlemiş karaciğer hastalıklarında, örneğin karaciğer sirozunda da ödem ortaya çıkabilir

etiketler: beyinde odem olusmasi, beyinde odem, odem nedir,

Bu içerik için bazı arama önermeleri

  • beyinde ödem oluşması ne demek
  • beyinde ödem oluşması
  • beyinde ödem neden oluşur
  • beyinde ödem
  • beyinde ödem oluşması ve tedavisi
  • beyin ödemi tehlikelimidir
  • beyinde sıvı oluşması
  • beyinde sıvı olusmasi tedavisi kolaymi