Sağlık Ansiklopedisi

Hastalık ve Sağlık Bilgileri

Çocuk Ve Oyun

Çocuk kategorisine
27 Şubat 2012
eklenmiştir.

Çocuk Ve Oyun

Çocuk ve oyun hakkındaki ilişkileri, oyunun çocuğa faydalarını öğrenmek istiyorsanız sitemizi takip edebilirsiniz.

Çocuklar niçin oyun oynar hiç düşündünüz mü? Yapacak başka işleri olmadığı için mi? Yoksa ayak altında dolanıp anne-babalarını lüzumsuz yere meşgul etmemek için mi? Elbette hayır! Oyun çocuk için gerçek bir ihtiyaçtır ve onun bedensel, psikolojik, sosyal ve zihinsel gelişimi açısından çok önemlidir.

Oyun oynamak çocukluk çağına özgü psikolojik, fizyolojik ve sosyal içerikli bir olgudur. Genellikle kendiliğinden doğan, içten, hür iradeye dayalı olarak ortaya çıkan oyun süreci çocuklar için neredeyse hayatî önem arzedecek kadar kıymetlidir.

Çocuğumuzun hasta veya hastalanmak üzere olduğunu onun durgunluğundan, yani oynama isteksizliğinden anlamaz mıyız? Keza ağır hastalıkların pençesine düşmüş yavrular, hastanelerde yetişkinlerin bile katlanmakta güçlük çektiği yoğun tedaviler esnasında buldukları ilk fırsatta oyun oynamaya çabalarlar. İyileşip, hastaneden kurtulduklarında doya doya oyun oynamayı hayal ederler. Ziyaretçileri onlara hediye olarak oyuncak götürürler.

Çocuğu olanlar bilir; bazen çocuklar kırk derece ateşle mücadele ederken, ateş düşürücü şurubun etkisiyle biraz olsun ferahladıklarında hemen gözleriyle oyuncaklarını ararlar. Hatta acil servislere oyuncaklarıyla giderler. Oyuncaklarıyla birlikte uyurlar. Neden acaba?

Oyuncak deyip geçilebilir mi?

Oyun sürecini irdelemeden önce, burada oyuncağın çocuklar için taşıdığı anlam üzerinde birkaç söz söylemek gerekir.

Oyuncak, adından da anlaşılacağı üzere çocukların oynamalarına yardımcı olmak üzere geliştirilmiş, kurgulanmış gerçek ya da hayalî işleve sahip araç ya da düzeneklerdir. Ne var ki bazı oyuncaklar çocukların gözünde bir oyun aleti olmanın ötesinde bir değere sahiptir. Oyuncağa atfedilen bu psikolojik anlam, oyuncağın maddi değerinden veya oyuncağın şeklinden- şemalinden tamamen bağımsızdır. Örneğin kırmızı oyuncak bir araba babayı sembolize ediyor olabilir. Anneannesinin hediye ettiği bir yumoşçuğa sarılarak uyurken, onun tatlı masallarını tekrar tekrar dinler gibi olur veya onun yumuşacık kucağındaymış gibi hissedebilir kendini. Çocuk, olumsuz duygularına bir çıkış noktası olarak da görebilir bir oyuncağını. En sevdiği bebeğini yere fırlatır ve der ki: “Altını ıslatmış!” Çocukların bir rafa kaldırdığı, çok özel anlarda oynadığı, dokunmaya imtina etttiği oyuncakları da vardır.

Velhasıl, elden düşürülmeyen veya oynanmayan oyuncakların bir çocuk için ne anlama geldiği, kişilere özgü ayrı bir anlatım konusudur. Öğrenci yurtlarında 20-25 yaşına gelmiş olup, hâlâ oyuncak bebeğiyle birlikte uyuyan kız çocuklarının varlığı ilginçtir.

Oyun hayatı, hayat oyunu

Bebekliğin ilk devrelerinden itibaren önce kendi basit hareketlerini tekrarlayarak oyuna dönüştüren çocuk, büyüdükçe daha karmaşık oyun süreçlerinin odağı ve müdavimi olur. Oyun çağını bebeklikle başlatmak mümkün, ancak bir üst sınır koymak kolay değildir. Büluğ çağıyla birlikte birey oyundan kopmaz, ancak daha az ilgilenir. Çünkü bu dönemde oyundan başka ilgilenilecek yeni keşiflerin peşindedir.

Bilirsiniz ki bazı insanlar kocaman olurlar ama bir çocuk gibi hep oyuna düşkün kalırlar. Çocukluklarında yeterince oynayamamışlar mıdır? Çok oynamışlardır da, yetişkin yaşamda da o çocuksu mutluluğu mu aramaktadırlar? Sıkıntılarıyla başetmeye mi çalışmaktadırlar yoksa yetişkin yaşamın getirdiği sorumluluklardan kaçmak isteyip çocukluklarına geri mi dönmektedirler; anlamak gerekir.

Oyun, çocuklar için o denli önemli bir ihtiyaçtır ki, ders çalışırken, yemeğini yerken, belki ağır bir iş yaparken, örneğin hamallık yaparken bile oyunsu bir tavır içine giriverirler.

Oyunla öğrenme

Zor konu ve soyut kavramların öğretiminde eğitimciler oyun süreçlerinden medet umarlar. Çünkü bilinir ki, çocuklar oyun oynarken üst düzeyde bir öğrenmeyi de gerçekleştirebilirler. Ama öğrenilen konular genelde yetişkinlerin istedikleri bilgiler değildir, oyunun bilgileridir. Çocuk, yetişkinlerin yönlendirmesiyle oynadığını, yani oyununa dışsal bir beklenti katıldığını hissettiği anda o etkinlik oyun vasfını yitirir.

Örneğin çocuğun zevk için kitap okuması ona bir oyun hazzı verir. Ancak öğretmeninin, “her gece yatmadan mutlaka yarım saat kitap okuyun” veya “on beş günde bir kitap okuyup özetini getirin” tarzındaki yönlendirmesiyle okunan kitaptan çocuklar oyun mutluluğu alamazlar. Bu şekilde kitap okumaya alıştırmaya çalışmak çocuklar için pek elverişli değildir. Onlara külfet gibi gelir, hatta okumaktan soğurlar.

“İki oğlum arasında 5-6 yaş fark vardır. İlk oğluma özenle kitaplar alıp masallar okudum, okumayı sevdirmeye çalıştım. Çok başarılı olduğum söylenemez! İkinci oğlumu yetiştirirken tesadüfen bir özelliğin farkına vardım; ona da masallar okuyordum. O kendi kendine oynarken, masallardaki bazı olay ve kahramanları oyunlarında kullanmaya çabalıyordu. Zamanla oğlumla birlikte masalları kendi oyuncaklarımızla tiyatro gibi yaşayarak oynamaya başladık. Oyuncak plastik köpeği oyunda Kırmızı Başlıklı Kız masalındaki kurt olabiliyordu, legolardan korkunç bir dev yapıyorduk veya cadının şatosunu inşa ediyorduk. Yerdeki halının yaprak desenlerinden oluşan şakacıktan ormanımızda çığlıklar atıyorduk, bazen masalı istediğimiz gibi değiştiriyorduk. Oğlum çok eğleniyordu. Henüz okul yaşına gelmeden okuyabilmek için büyük bir istek duymaya başladı. Okuyamadığı için eksiklik duyuyordu. Zamanla bir kitap kurduna dönüştü neredeyse. Çok okuyan, severek okuyan, hızlı okuyan ve yaşına göre kelime hazinesi geniş bir birey haline geldi. Yıllar sonra küçüklüğünü hatırlarken, okuduğumuz değil “oynadığımız” masalları ve oynarken yaşadığı mutluluğu unutamadığını ifade ediyor.”

Oyunlar, oyuncaklı veya oyuncaksız, tek başına veya arkadaş ile oynanabilir. Her halükârda oyunun çocuklar açısından bir çok işlevi vardır. Bu işlevlerin çocuğun ruh ve beden sağlığı için ne denli önemli olduğunun farkına özellikle anneler varmış olsalardı, her gün yerleri defalarca cilalamayı bir tarafa bırakıp çocuklarıyla oyun oynarlardı. Çocukların evde oyuncaklarını özgürce yaymalarına izin verirlerdi, kızmazlardı ve onlarla bizzat kendileri de oynarlardı.

Çocuğun oyuncağa olduğu kadar arkadaşa da ihtiyacı vardır. Bilinir ki çocuklar bir arkadaş buldukları zaman oyuncağa ihtiyaç duymayabilirler. Ne onları sokağa salıvermek ne de oyuncak odasına hapsetmek oyunun işlevlerini yerine getiremez.

Oyunun tanımı konusunda eski zamanlardan beri çeşitli görüşler öne sürülmüştür. Tüm bu görüşlerin ortak yönü, büyük düşünür Montaigne’nin belirttiği gibi, “Çocukların oyunu oyun değil, onların en ciddi uğraşıdır” şeklinde özetlenebilir. Çocuklar doğdukları andan itibaren öğrenmeye hazırdırlar.
Anne ve babalara düşen en büyük görev, bebeklerine öğretici olacak deneyimler yaşatmaktır. Küçük bir çocuğun gelişimi oyunla desteklenebilir ve hatta hızlanabilir. Oyuna erişkin katkısı olduğunda öğrenme hız kazanır. Dikkatli bir büyük, çocuğunun yeteneğini geliştirmesini sağlayabilir. Örneğin, artık evcilik oynamaya başlayan 18 aylık bir bebek küpleri üstüste dizdiğinde, yanındaki büyük ona bu bloklardan bir garaj ya da hayvanları için bir ev yapabileceğini söyleyerek ona değişik bir perspektif kazandırabilir.

Oyun nedir?
Çağdaş bir yaklaşımla oyun, çocuğun kendi kendini ifade ettiği, yeteneklerini fark ettiği, yaratıcı potansiyelini kullanabildiği, dil, zihin, sosyal, duygusal ve motor becerilerini geliştirebileceği önemli bir fırsattır. Oyunlar önce bebeğin kendi bedensel duyumlarını araştırması ile başlar, daha sonra yakın çevresiyle; daha büyük gruplar ve sosyal ortamlarda gelişerek devam etmektedir.

Oyun, çocuk için neden önemlidir?
Oyunun eğitimdeki değeri çok eskiden beri bilinmekle birlikte, eğitimde kullanılması yenidir. Anna Freud ve onu izleyen çocuk ruh sağlığı uzmanlarının, oyunun çocuğun kişilik gelişimi ve çocuğu tanımadaki rolüne dikkat çekmişler, çocuğun ruhsal uyumsuzluklarının tedavisinde oyunun önemini ortaya koymuşlardır.

Oyun terapisi, psikolojik yardım sürecinde tedavi amaçlı kullanılmaktadır.
Bunun yanında bazı çocuklarda, bir oyuncağa bağlılık, her gittiği yere oyuncağını da götürme, onunla yatma, sorunlarını oyuncağına anlatma gibi davranışlar görülmektedir. Bu durum, küçük yaşlarda doğal olabilmekte. Bu durum çocuk büyüdükçe devam ediyorsa, bize çocuğu iyi izlememiz gerektiği mesajını vermektedir.

Oyunun çocuk üzerindeki etkisi
Bazı oyuncaklar, çoğunlukla peluş ve yumuşak tüylü olanlar çocukta duygusal bir bağlılık yaratabilmektedir. Bu oyuncaklar, her durumda anlamlı olmamakla birlikte, genellikle sevgi-şefkat–dokunsal temas ihtiyacını giderme amacıyla seçilmektedir. Anne-babaların yapması gereken, çocuklarının gelişimlerini yakından takip etmeleri; gelişim dönemleri hakkında bilgi sahibi olmaları, çocuklarındaki davranış değişimlerini iyi gözlememeleridir.

Aile içindeki sorunlar; aile içi şiddet, anne-baba ayrılığı, yeni bir kardeşin doğumu, ev-okul değişimi gibi yaşantısındaki değişimler çocuğu etkilemekte, bu dönemlerde daha fazla ilgiye ihtiyaç duymaktadırlar. Ebeveynlerin çocuklarıyla oyun oynaması, özel zamanlar geçirmeleri, sosyal ilişkilerini takip etmeleri, ortak tutumlar sergilemeleri, aile bireylerinin kurdukları iyi iletişim açısından önem taşımaktadır.

Oyunun bedensel değeri
Oyun çocuğun kas sistemini geliştirirken, biriken enerjisinin boşalımını ve günlük yaşamdaki gerilimden kurtulmasını sağlar.

Oyunun iyi edicilik niteliği
Oyun, çocuğun en güçlü ve doğal dürtülerinden olan saldırganlığın giderilmesini sağlar. Çocuk, korkularından ve bu durumun yarattığı gerginlikten kurtulabilir. Yaşamlarındaki bazı problemleri oyun sırasında çözebilir, duygu ve ihtiyaçlarını dile getirir. Oyun, çocuğun sorunlarının aynasıdır. İyi bir gözlemci çocuğun oyununu izlerken çocuğun sorunlarını, hayal kırıklıklarını ve bunların kaynağını görebilir.

Oyunun eğitici değeri
Biçim, boyut ve renkleri farklı olan oyuncaklarla oynayan çocuk, bunların anlamını kavrar.

Oyunun toplumsal ahlaki değeri
Oyun, çocuğun sosyal gelişiminin sağlıklı olmasını, uyum ve iş birliğini, paylaşmayı öğrenmesi sağlar. Oyun çocuğun aile tutumları hakkında bilgi verir. Oyunlarda kültürün etkisi büyüktür.

Gelişim kuramcılarından Piaget, oyunları 3 grupta topluyor.

Piaget’e göre 0-2 yaş dönemindeki araştırma oyunlarıyla bebekler, çevresinden aldığı uyaranları sınıflarlar.

2-7/8 yaş arasındaki simgesel oyunlar, sanki varmış gibi oynanan oyunlardır. Evcilik oyunu, bir çubuk ile oluşturulan at oyunu gibi.

7/8 yaşından itibaren ise kurallı oyunlar oynanmaya başlar.

Bu oyunlar;

● Çocuğu sosyalleştirmeyi sağlar.

● Oyunların oluşumunda cinsiyet, iklim ve kültür önem taşımaktadır. Yapılan araştırmalara göre kız çocuklarının ip atlamak, evcilik, saklambaç, seksek, ebecilik oyunlarını; erkek çocukların futbol, koşmaca, misket oyunlarını tercih ettikleri görülmektedir

● Oyunlar çocukların yaşlarına ve gelişim dönemlerine göre farklılıklar göstermektedir.

Ebeveynler çocuklarıyla oyun oynamalılar.
Ebeveynlerin çocuklarıyla oyun oynamaları, aralarındaki iletişimi güçlendirecek ve çocuklarını tanımalarını sağlayacaktır. Çocukları oyun oynarken, onlar da iyi bir gözlemci olmalıdırlar. Çocuğun kurduğu ilişkileri, kendi ruhsal dünyasını, hayal kırıklıklarını oyunda görmek mümkündür.

Aile ve eğitimcilerin yaptıkları hatalardan birisi de okul çağı başlayan çocuğun oyunla bağının bittiği düşüncesidir. Oyun, çocuğun gelişimi açısından o kadar değerlidir ki , çocuk ruh sağlığı sevgi ve oyun olarak tanımlanmaktadır. Okul döneminde belki oyun süreleri azalacaktır, fakat kesinlikle oyun çocuk için bitmeyecektir. Ebeveynlerin çocuklarına vermek istedikleri mesajları, oyun aracılığıyla birlikte oynadıkları oyunda vermeleri daha kolaydır.

Oyuncaklar da çocuğun psikolojik yönden değerlendirilmesinde önemlidir.
Oyuncak; çocuğun beş duyusunu, doğal yeteneklerini uyaran, hayal gücünü zenginleştiren, bedensel, duygusal ve sosyal gelişimini hızlandıran oyun malzemeleridir. Sürekli oyun ve oyuncak değiştiren çocuk, dikkat eksikliği yönünden değerlendirebilir.

Oyun ve oyuncağın geçmişinin insanlık tarihi kadar eski olduğu, arkeologların yaptığı çalışmalarda ortaya konmuştur. Bugün bilinen pek çok oyunun eski çağlarda da bilindiğini gösteren belgeler, buluntular vardır. Eski Girit Uygarlığı’nın kalıntılarında çok güzel bebeklere, oyuncak ev eşyalarına rastlanmıştır. Eski Mısır’da çocuklar tahta bebeklerle, tahtadan yapılmış ev eşyaları ile oynarlardı. Romalı çocuklar çember çevirmeyi, araba ve top oyunlarını çok severlerdi. Orta çağın Avrupalı çocukları, tahtadan haçlarla askercilik oynarlardı.

İnsanoğlunun bilinen en eski oyuncakları taşlardır, en eski oyunlarından biri de ülkemizde de ‘beş taş’ adıyla bilinen oyundur. Çıngırakların da eski Yunanlılarda ve Mısırlılarda 3000 yıldan fazla geçmişi olduğu bilinmektedir. Yine bebeklerin ve bebek oyunlarının 3000 yıl öncesinde var olduğu ileri sürülmektedir. Tüm dünyada en eski oyun araçlarından bir diğeri top, en eski oyunları ise top oyunlarıdır. Uçurtma ve uçurtma oynanan oyunların 2000, Çin kaynaklarına göre 3000 yıldan fazla geçmişi vardır.

Çocuklar için yaşamı öğrenme aracı olan oyun; çocuğun fiziksel, psikomotor, duygusal, sosyal, zihinsel ve dil gelişimi açısından çok büyük bir öneme sahiptir.

‘Gelişme’ kavramı düzenli, uyumlu ve sürekli bir ilerlemeyi kapsamaktadır. Oyun sırasında çocuğun bazı hareketleri sürekli olarak tekrarlaması çocuğun kas gelişimini hızlandıracaktır. Koşma, atlama, sıçrama, tırmanma, sürünme gibi fiziki güç gerektiren oyunlar çocuğun solunum, dolaşım, sindirim ve boşaltım gibi sistemlerinin düzenli çalışmasını sağlamaktadır. Bu sayede oksijen alımı artmakta, kan dolaşımı ve doklara besin taşıması hızlanmaktadır.

Fiziksel büyüme ve gelişim ile birlikte organizmanın istemli olarak hareket kazanması, çocuğun ‘psikomotor gelişimi’dir. Çocukların yürüme, koşma, kayma, inme, çıkma, fırlatma, yakalama, zıplama, sürüklenme, sallanma gibi eylemlerde sürekli hareket halinde olmaları onların büyük kas motor gelişimlerini desteklemekte ve etkilemektedir. Buna karşın çocuğun el ve parmak kaslarının gelişimi (küçük kas gelişimi); tutma, koparma, kesme, bağlama, çözme, düğümleme, yoğurma, delme, boyama, dikme, örme ve geçirme gibi etkinliklerin tekrarlanması oranında artmakta ve sonucunda, günlük yaşamda kullanılan birçok becerinin kazanılmasını sağlamaktadır.

Çocuk oyun yoluyla gerçek yaşamda kendisini rahatsız eden durumları veya diğer kişilerle paylaşamadığı olumsuz duyguları ifade edebilir ve bu olayları sembolik olarak oyununa yansıtabilir. Çocuk sadece etkilendiği olayları sergilemekle kalmayıp, aynı zamanda da anlatamadığı kaygılarını dile getirir ve olayı somutlaştırarak kendi istediği bir çözüm yolunu bulmaya çalışır. Bu şekilde de kaygılarından kurtulabilir.

Ayrıca çocuk oyun sırasında mutluluk, acıma, korku, kaygı, sevmek, sevilmek, dostluk, düşmanlık, güven duymak, ayrılık, bağımlılık, bağımsızlık, kin, nefret gibi birçok duygusal tepkiyi de öğrenebilir. Tüm bunlara ek olarak oyun sayesinde duygusal tepkilerini kontrol etmeyi ve denetim altına almayı da başarabilir.

Bu içerik için bazı arama önermeleri

  • ocuk ve oyun