Sağlık Ansiklopedisi

Hastalık ve Sağlık Bilgileri

Diyabetin Göze Etkileri

Göz kategorisine
12 Şubat 2012
eklenmiştir.

Diyabetin Göze Etkileri

Diyabet günümüzde çok yaygın hastalıklardan biridir. Diyabetin göze etkileride fazladır. diyabet ve göz ile ilgili herseyi sitemizden bulabilrsiniz.

Diyabette göz sorunları nelerdir?
Diyabette göz sorunları gelip geçici görme bozukluklarından, çift görmeye, kalıcı görme kaybına kadar geniş bir yelpazede yer alır.
Gelip geçici görme bozuklukları kan şekerindeki dalgalanmalara bağlıdır. Gözün kırıcılığındaki bu değişiklikleri kişi gözlük numarasındaki değişiklikler olarak yaşar. Kan şekeri oldukça düzensiz giden bir hastada yoluna girdiğinde veya tam tersine düzenli giden bir hastada kan şeker ayarında ciddi bozulmalar olduğunda görülebilir. Hasta ya panik halindedir. Artık uzağı yakın gözlüğümle görebiliyorum, gözlüğüm yetmiyor gibi şikayetlerle gelir. Ya da mutludur, gözlüksüz görmeye başladım diye anlatır ve kişiye kan şekeri düzensiz gitmeye başladıysa bunun hiçte iyi bir haber olmadığını anlatmakta zorlanırız. Her iki halde de kan şekeri yoluna girip bir süre böyle seyrettikten sonra yeni gözlük reçetesi vermeyi her zaman tercih ederiz.
Diyabetlilerde katarakta da daha sık ve daha erken yaşlarda rastlıyoruz. Ancak hastanın görmesini etkileyecek başkaca bir göz sorunu yoksa son derece başarıyla gerçekleştirilen katarakt ameliyatı sonrasında hasta iyi bir görmeye sahip olmaktadır.

Diyabetik retinopati nedir?

Diyabete bağlı olarak göz duvarının en içteki tabakası olan ve de görme hücrelerinin yeraldığı ağ tabakanın “retina” hasarıdır.

Diyabetik retinopatiyi tek başına bir göz hastalığı olarak düşünürsek hata yaparız. Diyabetik retinopati vücutta kanlanması olan hemen tüm organları etkileyen diyabetin gözdeki bulgusudur. Ağ tabakada küçük damarlardaki tıkanıklıklar ve damar duvarı geçirgenliğinin artması sonucu beslenme bozukluğu gelişir. Bu beslenme bozukluğunun ağırlığına ve yaygınlığına bağlı olarak hastanın görmesi de etkilenir.

Diyabetik retinopatide ağ tabakadaki kanamalar, sızıntılar ve diğer değişiklikler tek tek değil bir bütün olarak değerlendirilir ve evre ile ifade edilir. Diyabetik retinopati başlıca iki evreye ayrılır. Daha erken evre olan nonproliferatif diyabetik retinopati (NPDR) ve de daha ileri evre olan proliferatif diyabetik retinopati (PDR). Bunlar da kendi içlerinde sınıflandırılmaktadır.

Şeker hastalığı veya tıbbi adıyla diyabet pankreas bezinin ürettiği ensülinin yetersiz veya etkisiz olmasından kaynaklanır. Yeterli ensülin olmayınca, besinlerle aldığımız şeker ve diğer besin unsurları hücrelere giremez. Bunun sonucu hem hücreler şekersizlik çeker, hem de şeker kanda normal değerlerinin üstüne çıkar. Kan şekerinin çok artması, bir çeşit zehir etkisi yaratır ve vücut hücrelerini tahrip etmeye başlar.

Şeker hastalığının 2 tipi vardır. Tip 1 veya genç tipi diyabet 10-14 yaşlarında ortaya çıkar. Tip 2 veya erişkin tipi diyabet ise genellikle 40 yaşın üstünde görülür. Şeker hastalarının yaklaşık %90’ı erişkin tiptedir. Diyabetin sıklığı Türkiye’de % 7 civarındadır.

Diyabet bir mikroanjiyopati (küçük damarları bozan hastalık) olduğundan özellikle retina (gözün görme tabakası), böbrek gibi damardan bol dokuları etkiler. Diyabetin yol açtığı önemli sorunlardan biri olan “Diyabetik Retinopati” 20-64 yaş arasındaki kişilerde körlük nedenlerinin en başında yer almaktadır. Her yıl dünyada 25.000 şeker hastası kör olmaktadır.

Diyabetlilerin tümünde retinopati gelişmez. Diyabetlilerin yaklaşık %25’inde diyabetik retinopati ortaya çıkar.

Bundan 40 yıl öncesine kadar, tedavi edilemeyen bir hastalık olan diyabetik retinopati, fotokoagülasyon yönteminin uygulanmaya başlamasıyla ve lazer teknolojisindeki gelişmelerin yanı sıra yeni tedavi olanaklarının katkısı sayesinde, bugün artık tedavi edilebilmekte ve körlüğün önüne geçilebilmektedir.

Diyabet tanısı konmuş tüm diyabetik hastalarda Diyabetik Retinopati oluşma ihtimali diyabetin süresi ile doğrudan ilişkilidir. 30 yaş öncesi tanı konulmuş diyabetiklerde retinopatinin seyri daha şiddetli ve retinopati olasılığı daha yüksektir.

Diyabetik retinopatinin ortaya çıkışı ve prognozunu etkileyen sistemik faktörler içinde en önemlisi diyabetin metabolik kontrolüdür:

• Özellikle haftanın iki günü yapılan ölçümler ile kan şekeri yakından takip edilmelidir.

• Tokluk kan şekeri ölçümleri %70-140 mg arasında olmalı veya

• 3 ayda bir yapılacak olan HbA1C ölçümleri 7 mg/dl’ den az olmalıdır.

Eğer görmenin iyi olduğu dönemde kan şekeri kontrolüne ve önerilen perhize önem verilmez ve bir şey olmayacakmış gibi davranılırsa görme kayıpları kaçınılmaz olacaktır.

Geri dönüş noktası aşıldıktan sonra o kadar çok hormonal, biyokimyasal ve hemodinamik etkiler görülmektedir ki, artık hiçbir sıkı şeker ayarlaması olayı geri çeviremez.

Diyabetik retinada en erken ortaya çıkan sorun mikroanevrizmalar yani küçük damar baloncuklarıdır. Mikroanevrizmaların duvarı su ve büyük moleküllere karşı geçirgen olduğu için çevre retinada ödem adı verilen su toplanmasına ve yağ çökeltilerinin birikimine neden olurlar. Ödemin görme merkezine ulaşması görmenin bozulmasına yol açar. Diğer yandan küçük damar dalcıklarında tıkanmalar ortaya çıkabilir. İskemik tip dedğimiz bu türde birçok ölü alanlar ortaya çıkar. Bunlar yeni damarcıkların oluşumuna neden olurlar. Yeni damarlar ise çok ince duvarlı ve oldukça zayıf damarlardır, en küçük bir etkenle kanayıverirler ve görmenin iyice kaybolmasına yol açarlar. Bütün bunlar tedavi edilmezse retinada çekintilere ve dekolman dediğimiz retina dokusunun alttaki tabakadan ayrılmasına ve ileri derecede görme kayıplarına neden olurlar.

DİABETİN GÖZE ETKİLERİ
Diabetes Mellitus vücudun şekeri kullanma ve depolama yeteneğinin bozulduğu bir durumdur. Artmış kan şeker düzeyi, aşırı susama , acıkma, idrara fazla çıkma, vücuttaki kan damarlarındaki değişikliklerle karakterize bir hastalıktır. Diabet göze katarakt, glokomun yanında retinadaki kan damarlarının hasar görmesiyle de zarar vermektedir.
Diabetik retinopati nedir?
Gözün ışığı algılanmasını sağlayan retina isimli sinir tabakasının kan damarlarındaki değişikliklerle karakterize bir hastalıktır. Hasarlanmış kan damarları sıvı ve kan sızmasına neden olarak sert fırçamsı dallar ve sert skar dokuları oluşmasına, bunlarda retinanın beyine bozulmuş şekiller göndermesine neden olur.
Hastanın diabetik retinopati geliştirme riski zamanla artmaktadır. 15 yıllık diabeti olan birinde retinopati gelişme riski %80 oranında bulunmaktadır. Çocuklarda oluşan diabette retinopati daha küçük yaşlarda başlar. Tedavi edilmeyen diabet hastaları normal bir insana göre 25 kat daha fazla körlük riski bulunmaktadır.
Nedeni ve belirtileri nelerdir?
Tam olarak sebebi anlaşılamamıştır, ancak şeker hastalığı vücudun çeşitli yerlerinde damarlarda hasara neden olmaktadır. Hamilelik ve hipertansiyon şeker hastalığının retinaya olan zararını arttırmaktadır.
Keskin görme noktamız olan makülada ödem oluşmadığı erken dönemde diabetin gözde yaptığı değişiklikler herhangi bir belirtiye yol açmaz. Bunlar sadece muayene sırasında tespit edilirler. Daha ileri seviyelerde kanamalar yüzünden görme bulanıklaşır, bazende tamamen kaybedilir.
Tanı ve teşhis nasıl yapılır?
Göz hekimlerince tam bir muayeneden geçmeniz gerekmektedir. Ciddi seviyedeki retinopati bazen hiçbir belirti göstermez ve tedaviye yanıt verebilir. Bu yüzden diabet hastaları içinde bulundukları riskleri bilmeli ve düzenli olarak gözlerini muayene ettirmelidir. Muayene sırasında göz bebekleri büyütülür ve oftalmoskop adı verilen cihazlarla ağrısız bir şekilde retina gözlemlenir.
Diabetik retinopatiye ait belirtiler varsa özel bir anjiyo çekimi yapılabilir. Bunun için damardan flöresein boya verilir. Boya retina damarlarından geçerken ard arda fotoğrafları çekilir. Bu tekniğe flöresein anjiyografi adı verilir.
Tedavi nasıldır?
Çoğu vaka takip edilir. Ancak belirli bir grup hasta görmenin korunması için tedaviye alınır.
Lazer tedavisi: Damarlardaki kanamaları durduran ve halen tedavideki en etkili yöntemdir. Ufak lazer atışlarıyla makula ödemi oluşturan , kanayan damarlar tıkanır. Retinanın dış bölümlerindede lazer aracılığıyla yeni damar oluşumlarının önlenmesine çalışılır. Bu yöntem ayaktan yapılır ve gözde herhangi bir ağrıya neden olmaz
Diğer tedaviler: Vitreus içine kanama olursa artık retina gözükmediğinden lazer uygulanamaz. Bu gibi vakalarda vitrektomi yapılır. Bu mikroskop altında yapılan özel bir cerrahi müdehale şeklidir. %70 vaka ameliyattan sonra görmesinde artma kaydederler. Ancak kanama olan her vaka hemen ameliyata alınmaz. Bir grup hastada kanama kendiliğinden düzelecektir.
Unutulmamalıdırki !
Diabetik retinopatinin tedavisi erken teşhisin yanında, hastanın diabet tedavisine ve dietine özen göstermesinede bağlıdır.
Diabetik retinopati hiçbir belirti vermedende bulunabilmektedir.
Diabet hastaları en az yılda bir defa göz doktoru tarafından kontrol edilmelidir. Daha sık kontroller diabetik retinopatisi tanısı konan hastalarda uygundur.